Menu



Sözlük

1 $ = 1,76 TL
1 € = 2,31 TL


E-Bülten



54967 Ziyaretçi

Sürgün Şiirleri

57 adet sürgün şiirinden birkaçıaşağıdadır. Daha fazlası ve yazılışına dair kronolojik sıra için

LÜTFEN TIKLAYIN

(Şifa mahlaslı şaire ait aşağıdaki şiirler 2003 yılı itibariyle http://www.menzil.net internet adresinde "sifaa" rumuzuyla yayınlanmıştır)

DAĞLAR..

Ah bu dağlar; Mekandır bize.. bize onlar otağlar
Tur’da Sinada.. Dostlar kisb-ü karda.. Hep Hiradalar

Nur’da, Sevr’de Yar.. Kur’an var; aşka boyanır çağlar
Ashab oradadır; kehfde.. Yiğitler öyle uyandılar

İlle dağlar, ille dağlar! Vahye hasret alem devran ağlar
Uhud’dalar sanırsın! Okçular! Sure-i Tur’dan sefere çıktılar Dag-egin

Kılavuz ol, eyle Kurban! Töreyi unuttular geçerken asırlar
Ört başım perde perde.. Erişsin aleme, ayandır sırlar

Açılsın dil; yansın sema! Yıkılsın zulmet, bu karalar!
Yol ver gidelim.. Virane ayak bağlar, karaya çaldı aklar

Nasıl kalp işlemez sala, katrandan katı! Şaşırdı oklar
Kör hançer mi! Hakk sözü! Yankı bulmaz nidalar!

dag-evSarsılır Cudi.. Duymazlar! Sanki Hakk’dan cüdalar
Kararmış yüzle tuvadalar.. Ne sen sor, ne garip anlar

Çarmıha çakıldı dava Zeytin Dağındalar.. Sanırsın Romalılar
Ah kapılar! Yandı kül oldular.. Satılmakta bir pula sıratlar

Kaf dağında sunalar; Muhabbet ne.. hüzün ne.. Anlamazlar!
Adem Rahmet’te.. Kıldı karar.. Ademoğlu uçar! Mevla arar!

Ne gam ki Hakk dedik, ayandır Hakk! Gerçek Dost hala var
Delinmede dağlar, yaşıyor Ferhatlar, çağırıyor Davudlar

Gidelim gel Gönül! Uyan ashab! Ol mağara Sevr saklar
Bu aşkı başka değil, turlar, Cebel-i Nur’lar.. tavaflar paklar

Aşk bir faninin gözünde göğe çıkmak ve dağa sevdalanmaktır.

Şifa
19 Haziran 2009
İSTANBUL

DARRDADIR ACEZE!

Buyurmuş Reis.. Fermanmış öyle(?); Han Fermanı üstüne!
Gitsin demiş ya nere; dağ başına.. Vah yetime, garibe!
Ah kimsesizim.. Ne bilsin ki aciz.. Kayışdağı nerede?
Vakt-i ahirde dara düşmüş aceze bir kör demde.. inlemede!

O nasıl Belediye! Uzaktan bakarmış öyle kimsesize-acize!
Han mirası! Kapı değil de, ok meydanı sanki sahte Reise
Oldu mu ya Reis! Utanır bak mızrak. Varmaz oklar hedefe
Basiretsizdir düzen çöpe gidecek zahir caanım nizamname de

Ok meydanı gerçekten! Dar-ül Aceze! Bir Han’ın sinesinde
Ahı vardır yetimin, El-Hamid sureti ki göründü akçesinde
Bilesin bak Reis dağlar bizi bil oklar O Han’ın kesesinde
Ekin bitmez mi.. Neden? Nice yanalım nara! Böyle daha nice!

Şifa
17 Mayıs 2009
İSTANBUL

DÜZENBAZLIK SANAT DEĞİL

Düzensizlikten muzdaripti halin, Hatırla ki Hak’ka susamıştın
Asır dönüyordu, o nizamı özledin, sen intizama muhtaçtın
Nasıl bildin Medreseyi! Yusufiye’de niye kaldın.. Hem yattın
Şimdi düzen bu.. Öyle mi! Böyle miydi söyle senin sanatın!

Sokaklarda yetim, aç!.. Çare yok, ana-bacı bile muhtaç
İstediğin kadar para saç, kapı aç. Hasta kapıda, yok ilaç
Böyle gitmez dedi Rabbin, unuttuysan bak Kitab’a O’nu aç
Sen de vuracaksan düzenden dem, yazık! Bitti mi sanatın!

Adalet dedin Ömer gibi, derdine taliptin bir sefil koyunun
İsminde de vardı unutma! Kurtul artık ince hesabından oyunun
Hakkı vermek adalet, değil boynuna çıngırak Karamanın koyunun
Olmaz banmak düzen suyuna, ki miyarı mertlik! Bu Haksanatın!

Şifa
22 Haziran 2007
İSTANBUL

HOŞGÖREMEM NAMERDİ!

Sufilik bir hırka- bir lokmadır.. Dediler çekil ve sus ha!
Lakin ucuz mudur?.. ki hırka ve lokma hatırına bu dava
Kalp-ruh safilik iddiasında, bu uğurda gel de çalışma
Ten çürütmek lazım, böyle varılmaz, yol uzun, er sırra

Nice erler geçti bu meydandan, gör toprağa serdi özün
Sakınmadı elin, çaldı kılıç, saklamadı budaktan gözün
Var mı öyle üç kuruşa beş hırka hesabı! Nerede gördün
Zulüm düzeni belli, kaymağından sana ne.. Bu mu usulün!

Yok kemiği dilin batmaz, yine susmak olmaz söz Sultan’ın
Sada kılıcın vurduk us için, ki ağırdır yarası diye asanın
Hak sözün duymayınca insan, kapılır seline cehil safının
Onun için söyleriz, didiniriz hırkası hatırına bu sevdanın

Hatırla ey sufi ki bir zaman bu kapıdan sen de geçtin
Nasıldı edep, adap, o yolda sen sen miydin yoksa neydin?
Ustan ne demişti? Tavında dövüldün ham demirdi yüreğin
Vurma tavlanmam gerek dersin! Tav oldun ha sapına küreğin

Kalk artık yerinden, hatırla o sesi! Sen bu değilsin
At üstünden zamane sevdaları, sen eğilme asır eğilsin
Yusuf’un zindanıdır dünya; düşün, Züleyha da değilsin
Yusuf kalamazsan Züleyha ol ki öyle merttir denilsin

Hatırla o şarkıları ki, hani bitmezdi hiçbirşey burada
Beraber yürümek vardı, ne arar sorarsın bu yoldan başka
Sabret sen de ey sufi, gaflet mi sabır! Mücadele! Unutma
Arşa böyle yükselir mazlumun sesi! Sen konuş ha! Susma!

Şifa
20 Haziran 2007
İSTANBUL

DİLİ YOK SEVDANIN

Biz böyle severiz canım, dilsiz, lisansız
Her dil sevdamızı anlatır, ansız zamansız
İçinde Yar olsun, böyle bakarız su-i zansız
Yanar yürek, dağılır zerre sancısız kansız

Kalırız namsız-nansız, olmaz ki sevdasız aşksız
Yok yerimiz yurdumuz, yolumuz bir, afak sınırsız
Yatağımız topraktan, Dost omzuna dayandık cansız
Kaşığımız tasımız bir, aynı ekmeği böldük katıksız

Gönüllerle konuşuruz biz, her dili anlarız
Meşk ederiz ruhlarla demsiz-devirsiz mekansız
Hatta halay çekeriz derinden.. sazsız ozansız
Böyledir yolumuz, inanırız öyle.. Şeksiz-gümansız!

Şifa 21.06.2007
İSTANBUL

ZEYD’İ SATTILAR!

Dedi düzen bu! Zalimedir saltanat sabret evlat!
Bir pazar kurmuşlar öyle, satılır onda Sırat
Aciz kalmış hem düzeni; Ekmek yoksa yetim sat!..
Duymazlar mı Hakk emrini ne yamandır bu sanat!

Nedir evladım kilon.. Ya değerin? kaç kırat?
Ol düzene kölesin sen! Neden etmezler azat!
Ne dedi Ahzab’ta Mevla! Zeyd bile aslına evlat
Resul hanesinde fakat almadı künyesin, yok ruhsat

Koysan satarlar Zikr’i! Şu siyaset boş sanat
Yetim tükürür bak! Gaflete boyanmış ah surat
Emir kimdendir söyle! Pişmiş aşa zehir kat!
Kur’an vermişken hükmü! Söyle kimedir biat!

Derler büyüktür devlet, amma.. Değiliz hayrat
Can yavruyu verirler ele! İşte geldi son saat
Farkı yoksa kimsenin, suçlu düzen, temel sakat
Anladım tırpandır düzen, kasıt da kökleri hasat

Belli cahil düzendir bu, işlemez Furkan, Salat
Cahiliye kabirde! İster misin git yanına yat
Yetmez mi bu ihtiras! Tut kulağından çöpe at
Reva mı millete! Söyle bu mu özündeki gerçek tat?

Şifa 6 Mart 2008
İSTANBUL

YETİMLER İSYANDA!

Bir doğum beklemekte yer! Çorak topraktır yeryüzü!
Gelişine hasret toprak, gayri gülmez yetimin yüzü

Biz bize yettik ya Resul! İterler garibi, öksüzü
Ağlar yavru duymazlar! Gaflete döndü cahilin yüzü!

Nasıl Müslüman! Fikretmez! Hem Kur'andır her cüzü!
Ayağına çarık etti imanı! Çıkarır! Dönmüştür gözü!

İhtirası komaz mangalda külü, siyasetin harlıdır közü
Bakmaz ayete! Muhalefette! Nasipsiz mi! Unutmuş mu özü

Suret-i Hakk'tan sanırsın lakin! Küfürden ağırdır gürzü
Az kaldı yıkacak atiyi! Bir eyler nefsi yokuşu düzü

Sen! Yetimler Babası! Sensin Yar! Sensin sözümün özü!
Gel Resul! Zulme boyanır yeryüzü! Baharda istemem güzü
Şifa
19 Mart 2008

BİR ÇIĞLIK VAR SOKAKTA

Fethi mi özledin Mahzun Sevgili? Hasret gitti Eyyüb'ün
Saraçhane! Fatih'in vakfı! Ol yiğitler atına eyer ördün
Atın eyerler Ashab, aşkı için Resul'ün; günlerden daha dün
Ah İstanbul! Yıkıldın bir yokuşta, çağ yangınıyla öldün!

Yangın yıkmazdı ol Yokuşu! Belli vahşete gömüldün..
Çıplak bir çocuk! Avuç açmış ötede, görmedi! De ki kördün?
Büyükmüş Reis! Vasıtası eyersiz! Sürdü gitti.. Gördün?
Ne makamındadır sor hele; Yetmez mi keyif sürdüğün!

Eyerin de yok ayarın da, söyle hangi yolda yürürsün?
Az ötendedir mazlum. Sağır mısın ha! Makamında çürürsün
Kopacaktır kıyamet çığlığıyla mazlumun! Bekle görürsün
Kurulur Divan mutlak! Ol Makama sen makamsız yürürsün

Seyyid Baba Cafer! Kalk da söyle! Zindanda neden öldün?
Fethin asrı gelsin diye sen, Bizansa; Zalime karşı yürüdün
Unuttu gafil kodesi yeğ tutan neydi makama; o asil hüznün!
Aynı çığlık sokakta! Zalim bizden görünür! Seçemez ardın-önün!

Şifa
27 Mart 2008
İSTANBUL

DÜŞÜRME YA RAB!

İktidarsız düzen bakmaz sabiye!
Evlatlık verirler sanki cariye
Ciğerim bölünür ah bin pareye!
Yetim’in hatırına! Düşürme Ya Rab!

Elinde iktidar sanırmış hediye
Garibi yetimi.. İtermiş geriye
Servetim yavrum! Mevla’dan hediye
Namerdin eline düşürme Ya Rab!

Can yavru sokakta tükenir diye
Kutludur bu dava, almaz beriye!
Görmezmiş; davacı bizdendir diye
Gafilin eline düşürme Ya Rab!

Arifler sözünü duymaz ne diye!
Ufkunu karartır kendi eliyle
Çobandır sanırsın ahmak sürüye
Mecnunun eline düşürme Ya Rab!

Sunamaz merhemi gönüle yareye
Kararır gözleri bakmaz maziye
Allahım bu gidiş.. Böylece nereye!
Kör dövüş yerine düşürme Ya Rab!

Şifa
07 Mayıs 2008
İSTANBUL

LALE DEVRİNDE ÇİNGENE

“Lale devri çocuklarıyız..” ninnisiyle,
Laleler arasında tükenir ömrümüz böyle..
Sokaklar dolu lalelerle.. VESAİRE;
SOKAKLARIN ÇATISI YOK İŞTE!
Laleler, renk renk, desen desen..
Ne desen boş!
Sokaklara serilmiş paralar yine..
Laleler ve arasında bir çingene!
Çiçek satacak ama nafile..
Lalelerin yanında kim bakar kır çiçeklerine.
Evini de yıkmışlar, ne yapsın, çingene?
Gelen geçen otomobillerin yarı aralı camlarından ahını bırakıyor yüreğimin ta içine.
Ah çingenem! Sokakta, dileniyor besbelli..
O da ne; sırtında bir bebekle!
İn dedi ruhum ama Belediyenin otobüsü durağı çoktan geçti bile.
Beynimde o çocuk, gönlümde çocuk..
Ah kadın, ah çocuk!
Vah sokaklar! Çınlıyor yine!
Bir sonraki durak saraçhane yokuşu dibinde.
İndim alelacele.
Ne göreyim.. Yine bir kadın, bir çocuk yine,
Yine dileniyor az ötede.
Hava ayaz mı ayaz.. Böyle soğukta bir bebeğin, bir çocuğun sokakta işi ne!
Üşümüş de yavrucuk sığınmış tozlu battaniyesine!
Ah kadın! Üşütme çocuğu, var mı hakkın öyle! Belediye var ya az ötede..
Olmadı Vilayet! Yok mudur Bab-ı Ali de..
Ne dedim, ne anlatabildim..
Nafile!
Baktı durdu yüzüme sade.. Hissizce..
Belli ki inanmıyor verdiğim adreslere..
İSTANBUL

17 Mayıs 2009
Şifa




Şifa
Şiirle Muhtesibler